Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu Neden Kuruldu? Kültür Devrimi Analizi
- Gazi Mustafa Kemal Atatürk, siyasi bağımsızlığın kültürel ve bilimsel bağımsızlıkla taçlanması için TTK ve TDK'yı kurdu.
- 15 Nisan 1931'de kurulan Türk Tarih Kurumu, ümmetçi ve oryantalist tezlere karşı Türk Tarih Tezi'ni geliştirdi.
- 12 Temmuz 1932'de kurulan Türk Dil Kurumu, saray lisanına karşı halkın Türkçesini bilim dili haline getirdi.
- 1935'te kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile kültür devrimi akademik ve arkeolojik temele oturtuldu.
- Atatürk, 5 Eylül 1938 tarihli vasiyetnamesiyle İş Bankası hisse gelirlerini bu iki kuruma bırakarak özerkliği güvenceye aldı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi ve kültürel zaferlerle taçlandırılmazlarsa kalıcı olamazlar' ilkesiyle hayata geçirdiği iki büyük kurucu kalenin eksiksiz tarihsel tahlili.
Milli Egemenliğin Kültürel Temelleri ve İki Büyük Kale
Türkiye Cumhuriyeti Devleti yalnızca askeri cephelerde kazanılan zaferlerle kurulmamıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e göre gerçek bağımsızlık; bir milletin kendi diline sahip çıkması, kendi tarihini kendi belgeleriyle araştırması ve sömürgeci kültürlerin aşağılayıcı ezberlerinden zihnini arındırmasıyla mümkündür (Afet İnan, Atatürk Hakkında Hâtıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 287-290).
Atatürk'ün 1930'lu yılların başında hayata geçirdiği kültür hamlesinin iki ana motoru olmuştur: 15 Nisan 1931'de kurulan Türk Tarih Kurumu (TTK) ve 12 Temmuz 1932'de kurulan Türk Dil Kurumu (TDK). Bu iki kurum alelade bürokratik daireler değil; Türk Rönesansı'nın iki bağımsız bilim akademisidir. Atatürk bizzat bu kurumların genel kurullarına katılmış, bildirileri dinlemiş, geceler boyu sözlük ve tarih kitaplarının müsveddelerini incelemiştir.
Atatürk'ün bu iki kuruma verdiği hayati önemin en somut kanıtı, 5 Eylül 1938'de noter huzurunda tanzim ettirdiği vasiyetnamesidir: Sahip olduğu bütün nakit varlığı ve Türkiye İş Bankası hisselerinin yıllık nemasının önemli bir kısmını bu iki kuruma eşit olarak tahsis etmiştir (Ankara Üçüncü Noterliği, 28 Kasım 1938 Tarihli Vasiyetname Tescil Zaptı).
Osmanlı Mirası ve Ümmet Tarihinden Milli Tarih Bilincine Geçiş
Osmanlı İmparatorluğu'nun eğitim ve kültür zihniyetinde 'Türk' kavramı büyük oranda dışlanmış, hor görülmüş ve saray bürokrasisinden uzak tutulmuştur (Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt III, s. 445-450). Medreselerde okutulan tarih ise, İslamiyet öncesi Türk tarihini adeta yok sayan, insanlık tarihini peygamberler menkıbeleri ve Osmanlı padişahlarının soy kütükleriyle sınırlayan dar bir ümmet tarihçiliğiydi.
Diğer taraftan, Batı oryantalizmi ve emperyalist antropolojisi; Türkleri medeniyet yıkıcı ve barbar olarak yaftalıyordu. Bu ırkçı yaklaşım, Sevr Antlaşması'na da ideolojik zemin teşkil etmişti: 'Türkler medeniyet kuramaz, öyleyse Anadolu'dan da sürülmelidir' tezi işleniyordu.
Mustafa Kemal Atatürk bu çifte kıskaca isyan etti. 1930 yılında Fransızca bir coğrafya kitabında Türklerin barbar olarak gösterildiğini gördüğünde duyduğu derin infiali Afet İnan'a şu tarihi cümleyle ifade etmiştir: 'Hayır, böyle olamaz! Bu kitaplar yalan söylüyor. Biz bu değiliz. Bunu bizzat kaynaklarından araştırıp dünyaya ispat edeceğiz' (Prof. Dr. Afet İnan, Türk Tarihinin Ana Hatları, TTK Basımevi, 1930 Önsözü).
Türk Tarih Kurumu ve Bilimsel Tarih Tezi
Bu büyük uyanış hamlesi, 1930 yılında toplanan Türk Ocakları 6. Kurultayı'nda kabul edilen bir önergeyle başladı. Ardından 15 Nisan 1931 tarihinde Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti müstakil bir tüzel kişilik olarak teşkilatlandı.
Kurumun ilk başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu olmuş; Samih Rifat, Akçuraoğlu Yusuf, Reşit Galip, Şemsettin Günaltay, Sadri Maksudi Arsal ve Afet İnan gibi dönemin en parlak tarihçi ve sosyologları yönetim kurulunda görev almıştır. Kurumun ilk büyük ürünü 1930 yılında basılan 'Türk Tarihinin Ana Hatları' adlı başucu eseri ve liseler için yazılan 4 ciltlik meşhur 'Tarih' ders kitaplarıdır.
Atatürk'ün bizzat formüle ettiği Türk Tarih Tezi'nin temel sacayakları şunlardı:
- Kadim Medeniyet Kökleri: Türklerin tarihi sadece Osmanlı veya Selçuklu ile başlamaz. Orta Asya'dan Mezopotamya'ya, Akdeniz havzasına kadar uzanan binlerce yıllık devasa bir uygarlık zincirinin kurucusudurlar.
- Anadolu'nun Yerli Kültürleriyle Bütünleşme: Türkler Anadolu'ya ilk kez 1071 Malazgirt zaferiyle gelmemiş; Sümer, Hitit ve kadim Ön Asya halklarıyla binlerce yıl öncesine dayanan etno-kültürel akrabalıklara sahiptir. Bu tez, Sevr'in 'Türkler Anadolu'da işgalcidir' yalanını çökerterek Anadolu'yu Türkün bölünmez ebedi vatanı kılmıştır.
- Bilimsel Arkeoloji ve Belgecilik: Tarih hayallerle değil, somut toprak altı buluntularla yazılır. Nitekim Atatürk bizzat kendi bütçesinden finanse ederek Ahlatlıbel, Alacahöyük ve Truva kazılarını başlatmış; Türk arkeolojisinin temellerini atmıştır.
'Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.'— Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1931 (TTK Arşivi, Belge No: 1)
Saray Lisanından Halkın Diline: Türk Dil Kurumu
Tarih bilincinin tamamlayıcısı dildir. Osmanlı'da kullanılan lisan, Arapça ve Farsça kuralların egemen olduğu, halkın anlayamadığı suni bir lisan idi. Saray ve medrese aydını ile tarlasındaki köylü birbirinin dilini anlamıyordu. Bir milletin aydınları ile halkı farklı dilleri konuşuyorsa orada milli egemenlikten ve milli birlikten söz edilemezdi (Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Söylev ve Demeçler, Cilt II, s. 240-242).
1 Kasım 1928'de kabul edilen 1353 Sayılı Harf Kanunu ile yazı devrimi yapılmıştı. Ancak bu alfabenin içi öz Türkçe kelimelerle doldurulmalıydı. İşte bu tarihi görevi icra etmek üzere, 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti (sonradan Türk Dil Kurumu) kuruldu.
Kurumun kurucuları Samih Rifat, Ruşen Eşref Ünaydın, Celal Sahir Erozan ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu idi. Atatürk'ün talimatıyla 26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı'nda toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı, Türk kültür tarihinin en görkemli hadiselerinden biridir. Kurultaya köy öğretmenlerinden üniversite hocalarına, şairlerden halk ozanlarına kadar yüzlerce delege katılmıştır.
TDK'nın yürüttüğü devrimci çalışmalar şu ana kulvarlarda ilerlemiştir:
- Söz Derleme Seferberliği: Öğretmenler ve aydınlar seferber edilerek Anadolu köylerinde halkın dilinde yaşayan fakat Osmanlı sözlüklerinde bulunmayan 130.000'i aşkın öz Türkçe kelime derlenmiş ve 12 ciltlik Türkiye'de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü ortaya çıkarılmıştır.
- Tarama Sözlüğü: Tarihi Türkçe yazma eserler taranarak Türkçenin zenginliği gün ışığına çıkarılmıştır.
- Terim Devrimi: Atatürk bizzat geometri, fen, tıp ve askerlik alanlarında yabancı terimlerin yerine Türkçe köklerden mantıksal terimler türetmiştir (Atatürk'ün Geometri Kitabı bu hamlenin en parlak eseridir).
'Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.'— Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Sadri Maksudi Arsal, Türk Dili İçin, 1930 Önsözü)
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ve Bilimsel Uzmanlaşma
Atatürk, dil ve tarih devrimlerinin sadece iki cemiyetin çabasıyla sınırlı kalamayacağını, üniversite düzeyinde uzman bilim insanları yetiştirilmesi gerektiğini biliyordu. Bu amaçla 14 Haziran 1935 tarihli ve 2795 Sayılı Kanun ile Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) kuruldu.
Bu fakülte, cumhuriyetin kurduğu ilk yükseköğretim kurumudur. Atatürk fakültenin cephesine bizzat kendi seçtiği vecizeyi yazdırmıştır: 'HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR'. Sümeroloji, Hititoloji, Sinoloji, Arkeoloji ve Filoloji gibi alanlarda dünyanın en seçkin bilim insanları bu fakültede ders vermiş, Türk tarih ve dil devrimine evrensel akademik standart kazandırmıştır.
TDK ve TTK Karşılaştırmalı Kurumsal Matrisi
Aşağıdaki analitik matris, Atatürk'ün kurduğu Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu'nun kuruluş parametrelerini, kurucu kadrolarını ve temel devrim kazanımlarını özetlemektedir:
| Kurum Adı | Kuruluş Tarihi | İlk Başkan ve Kadro | İlk Büyük Kongre / Kurultay | Kazanılan Kurumsal Miras |
|---|---|---|---|---|
| Türk Tarih Kurumu (TTK) | 15 Nisan 1931 | Tevfik Bıyıklıoğlu, Afet İnan, Yusuf Akçura, Reşit Galip. | 1. Türk Tarih Kongresi (Temmuz 1932, Ankara) | Türk Tarih Tezi, Alacahöyük kazıları, Belleten dergisi. |
| Türk Dil Kurumu (TDK) | 12 Temmuz 1932 | Samih Rifat, Ruşen Eşref, Celal Sahir, Yakup Kadri. | 1. Türk Dil Kurultayı (Eylül 1932, Dolmabahçe) | Derleme Sözlüğü (12 Cilt), Tarama Sözlüğü, Terim Devrimi. |
| Akademik Çatı (DTCF) | 14 Haziran 1935 (2795 S.K.) | Milli Eğitim Bakanlığı ve ordinaryüs profesörler. | 9 Ocak 1936 Tarihli Resmi Açılış Dersi | Sümeroloji, Hititoloji, Arkeoloji kürsüleri ve uzman kadrolar. |
Atatürk'ün Vasiyetnamesi ve Hukuki Güvence
Atatürk, kurduğu bu iki yapının sıradan birer devlet dairesi veya siyasi iktidarların güdümünde bürokratik aygıtlar olmasını kesinlikle istememiştir. Bilim ve dil araştırmalarının ancak tam bir özerklik ve tarafsızlık ortamında serpilebileceğini çok iyi bildiği için; kurumları bağımsız dernek statüsünde kurdurmuş ve mali açıdan devlete muhtaç olmamaları için eşsiz bir vasiyetname kaleme almıştır.
Atatürk'ün 5 Eylül 1938 tarihli vasiyetnamesinin 6. maddesi şu açık hükmü içerir:
'Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.'— Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazısıyla Vasiyetnamesi, 5 Eylül 1938 (Ankara 3. Noterliği)
Bu vasiyetname ile Atatürk, Türkiye İş Bankası'ndaki şahsi hisselerinin mülkiyetini Cumhuriyet Halk Partisi'ne (temsil yetkisi olarak), hisselerin getireceği temettü gelirini ise eşit olarak TTK ve TDK'ya bağışlamıştır.
Türk Tarih Kurumu (TTK) ne zaman ve hangi ilk adla kurulmuştur?
Türk Tarih Kurumu, 15 Nisan 1931 tarihinde bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifiyle 'Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti' adıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları arasında Tevfik Bıyıklıoğlu (ilk başkan), Samih Rifat, Ruşen Eşref Ünaydın, Yusuf Akçura ve Afet İnan yer almıştır. Kurum 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adını almıştır.
Türk Dil Kurumu (TDK) ne zaman kurulmuş ve ilk Dil Kurultayı ne zaman toplanmıştır?
Türk Dil Kurumu, 12 Temmuz 1932 tarihinde 'Türk Dili Tetkik Cemiyeti' adıyla kurulmuştur. Birinci Türk Dil Kurultayı ise 26 Eylül 1932 tarihinde İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ün riyasetinde toplanmıştır. Bu tarihi gün her yıl 'Dil Bayramı' olarak kutlanmaktadır.
Atatürk'ün Türk Tarih Tezi'ni ortaya atmasının temel sebebi nedir?
Batılı emperyalist tarihçilerin Türkleri 'medeniyet kuramayan göçebe barbarlar' olarak niteleyen ırkçı tezlerine ve Osmanlı'nın Türk tarihini sadece İslamiyet ve hanedan ile başlatan ümmetçi tarih anlayışına karşı çıkmaktır. Türk milletinin binlerce yıllık köklü geçmişini ve Anadolu'nun kadim yerli kültürleriyle bağını bilimsel arkeoloji ve antropolojiyle kanıtlamayı amaçlamıştır.
Atatürk vasiyetnamesinde TDK ve TTK için hangi özel mali güvenceyi bırakmıştır?
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 5 Eylül 1938 tarihli el yazısı vasiyetnamesinin 6. maddesinde; Türkiye İş Bankası'ndaki hisselerinin yıllık nemasından her yıl Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu'na eşit miktarda pay tahsis edilmesini vasiyet etmiştir. Bu hüküm, iki kurumun özerk ve bilimsel çalışmalarını sürdürebilmesi için alınmış bir mali kalkandır.
TDK'nın yürüttüğü Söz Derleme ve Tarama çalışmaları ne anlama gelir?
Osmanlı döneminde saray lisanında unutulan ancak Anadolu halkının yüzyıllardır dilinde yaşayan öz Türkçe kelimelerin köylerden toplanması işlemine 'Derleme'; eski tarihi metinlerdeki Türkçe sözlerin taranarak sözlüğe kazandırılmasına ise 'Tarama' denir. Bu çalışmalar sayesinde binlerce öz Türkçe kelime modern yazı ve bilim diline kazandırılmıştır.
Kaynakça ve Arşiv Vesikaları
- Türk Tarih Kurumu Portalı — Türk Tarihinin Ana Hatları, Devlet Matbaası, 1930.
- Türk Dil Kurumu Portalı — Birinci Türk Dil Kurultayı Tezler ve Müzakere Zabıtları.
- Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 5 Eylül 1938 Tarihli El Yazısı Vasiyetnamesi, Ankara Üçüncü Noterliği Arşivi.
- Prof. Dr. A. Afet İnan, Atatürk Hakkında Hâtıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
- 2795 Sayılı Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Teşkilatı Kanunu, Resmi Gazete, 22 Haziran 1935, Sayı: 3035.
